Garip bir ruh halleri var. Sürekli Kürtlere nasihat çekiyorlar. 'Şöyle oturun, şöyle kalkın, şöyle sevinin, şöyle ağlayın' diyorlar. Hatta hızını alamayanlar ırkçı hezeyanlar içinde, parmaklarını sallayarak Kürtleri azarlıyorlar, tehdit ediyorlar. Türkleri Kürtlere karşı harekete geçmeye çağırıyorlar. En 'masum' olanları dahi Kürtleri iki de bir empati yapmaya çağırıyorlar. Bundan daha ala ırkçılık olma...
Garip bir ruh halleri var. Sürekli Kürtlere nasihat çekiyorlar. 'Şöyle oturun, şöyle kalkın, şöyle sevinin, şöyle ağlayın' diyorlar. Hatta hızını alamayanlar ırkçı hezeyanlar içinde, parmaklarını sallayarak Kürtleri azarlıyorlar, tehdit ediyorlar. Türkleri Kürtlere karşı harekete geçmeye çağırıyorlar. En 'masum' olanları dahi Kürtleri iki de bir empati yapmaya çağırıyorlar. Bundan daha ala ırkçılık olmaz.
Güney Afrika'da ırkçı rejime karşı mücadele eden Steve Biko 'Beyazlar kıçımıza tekme atıyorlar, sonra buna karşı nasıl tepki vermemiz gerektiğine onlar karar veriyorlar' diyordu. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Ankara'nın Kürtlere yaptığı gibi.
Önce evlerini başlarına yık. Binlerce Kürt köyünü haritadan sil. Milyonlarca insanı sürgün et. Binlerce insanı Al Capone yöntemleriyle katlet. Sonra bu insanlara dönüp şu kadar 'kilo' sevinebilirsin veya ağlayabilirsin de. Neredeyse sevinci de, gözyaşını da, özgürlüğü de terazi ile tartıp verecekler.
Bir hassasiyettir tutturmuş gidiyorlar. Korkular yaratmak istiyorlar. Özgürlükleri, demokrasiyi, sevinci, gözyaşını sınırlandırmak, statükonun içine hapsetmek için bin dereden su getiriyorlar. Kürtlere geri adım attırmak için her türlü yola ve yönteme başvuruyorlar.
Kendileri yetersiz kalınca 'Kürt mahallesi'nde dış kapının mandalı olanları da yardıma çağırıyorlar. Zaten bütün ömürlerini bir gün 'Beyaz adam' olmak hayaliyle geçiren bu zatlar da kem küm ederek 'Beyaz adamı' haklı çıkaran demeçler vermekte gecikmiyorlar. Milyonların siyasi ve ulusal irade beyanına, coşkusuna, heyecana, çektiği acılar karşısındaki sevinç patlamasına, bakıyorlar ama göremiyorlar.
Garip bir ruh hali içinde, siyasetten de öte, aptalca bir körlük yaşıyorlar. Kıskançlık krizleri içinde oraya buraya saldırmaktan, Kürtleri, DTP'yi aşağılarken, 'Beyaz adamı' yere-göğe sığdıramıyorlar. Acaba 'bir şey bana da düşer mi' diye en hafif deyimle yağcılık yapıyorlar. Dalkavukçuluk yapıyorlar.
Barış Grupları'nın gelişiyle birlikte Kürtlerde bir sevinç patlaması yaşandı. Barış Grupları'nı mahşeri kalabalıklar karşıladı. Ne olması bekleniyordu? Bunca acıyı çekmiş bir halk sevinmeyecek mi? Barış isterken de mi ağlayacak, acı çekecek, gözyaşı mı dökecek? İstenilen bu mudur acaba?
Şimdi barışa giden bir kapı aralanıyor. Kalıcı bir barış mümkün hale geliyor. Barış bir tarafın iradesi üzerinde, baskı kurularak sağlanamaz. Bu mümkün değil. Bu baskı ve psikolojik savaş karşısında Kürtlerin geri adım atacağını düşünenler yanılıyorlar. Olmayacak böyle bir şey.
Kürt Özgürlük Hareketi barış konusunda ısrarlı olduğu kadar, Kürt halkının kendi geleceğini özgürce belirleme hakkının tanınması konusunda da bir o kadar ısrarlı ve kararlıdır. Kimse burada hesap hatası yapmamalıdır. Bunu bir propaganda olsun diye söylemiyoruz. Gerçeği derinliğine bildiğimiz için söylüyoruz.
Bu yaşanan savaşta Türkler Kürtler kadar acı çekmedi diye, gözyaşı dökmedi diye, köyleri yakılmadı diye, binlerce insanı sokak ortasında infaz edilmedi diye sevince ve barışa ortak olmayacaklar mı? 'Haydi beyler empati yapalım' diye sürekli Kürtlere dönüp 'aman ha dikkat şu savaş görmemişleri, acı çekmemişleri, köyleri yakılmamış olanları kızdırmayalım' denilmez ki.
Haydi diyelim ki 'halkı' kızdırmamak için Kürtler empati yapmalılar. İyi güzel de; dünyada insanlık ve gelecek için, barış ve kardeşlik için özgürlük ve demokrasi için ırkçılıkla, dışlamayla, empati yapıldığı bir ülke var mıdır acaba? Yoktur. Olamaz da...
Kimse ırkçı hezeyanlarını, ruh halini öyle 'beyler empati yapın' diyerek gizlemeye kalkmasın. Kürtlere akıl vermeye de, sınır çizmeye de kalkmasın. Çünkü ırkçılık, kardeşliğin, barışın, özgürlüğün karşılığı olamaz.
Source:
kEditor