Strauss, Bauer, Stirner, Feuerbach, felsefe alanından ayrılmadıkları ölçüde hegelci felsefenin uzantısı oldular. Strauss, İsa’nın YaÅŸamı ve Dogmatik’den sonra artık yalnız felsefi yazına çalıştı ve Renan’vari din tarihi yazdı; Bauer, ancak tarih alanında, hıristiyanlık kökenli bir ÅŸey, ama aslında kayda deÄŸer bir ÅŸey yapmayı baÅŸardı; Stirner yalnızca ilgi çekici bir tip olarak kaldı, hatta Bakunin, (sayfa: [...]
Strauss, Bauer, Stirner, Feuerbach, felsefe alanından ayrılmadıkları ölçüde hegelci felsefenin uzantısı oldular. Strauss, İsa’nın YaÅŸamı ve Dogmatik’den sonra artık yalnız felsefi yazına çalıştı ve Renan’vari din tarihi yazdı; Bauer, ancak tarih alanında, hıristiyanlık kökenli bir ÅŸey, ama aslında kayda deÄŸer bir ÅŸey yapmayı baÅŸardı; Stirner yalnızca ilgi çekici bir tip olarak kaldı, hatta Bakunin, (sayfa: 48) onu, Proudhon ile malgamalayıp bu malgamaya da “anarÅŸizm” adını verdikten sonra bile; yalnız Feuerbach, filozof olarak dikkate deÄŸer kaldı. Ama yalnız bütün özel bilimlerin üzerinde duran ve onlardan bir bireÅŸim meydana getiren sözde bilimlerin bilimi felsefe, onun için aşılmaz bir engel, dokunulmaz bir kapalı kutu olarak kalmadı; o kendisi de filozof olarak yolun ortasında durdu ve aÅŸağıda materyalist, yukarda ise idealist oldu; eleÅŸtiri ile Hegel’i başından atıp kurtulmayı bilemedi, ama düpedüz iÅŸe yaramaz diye bir yana attı, oysa kendisi, Hegel sisteminin ansiklopedik zenginliÄŸine karşılık ÅŸiÅŸirilmiÅŸ bir sevgi dininden, zavallı ve güçsüz bir ahlâktan baÅŸka olumlu hiçbir ÅŸey gerçekleÅŸtiremiyordu.
Ama, Hegel okulunun parçalanıp dağılmasından bir baÅŸka eÄŸilim daha çıkmıştır; gerçekten meyve veren tek eÄŸilimdir bu ve esas olarak Marks’ın adına baÄŸlıdır. [15*]
Hegel felsefesi ile kopma, burada da materyalist görüşe dönmeyle meydana gelmiştir. Bu demektir ki, gerçek dünya —doğa ve tarih—- önceden düşünülmüş idealistçe heveslere kapılmadan kim olursa olsun, ilkin, kendisine göründüğü gibi kavranmaya karar verildi; düşsel ilişkiler içinde değil, ama kendi öz ilişkileri içinde değerlendirilen olgulara uyuşması olanaksız, idealistçe bütün heveslerin acımasızca kurban edilmesine karar verildi. Ve işte materyalizmin de gerçekte bundan öte bir anlamı yoktur. Yalnız, ilk kezdir ki, materyalist dünya anlayışı gerçekten ciddiye alınıyor ve tutarlı bir biçimde bilginin dikkate alınan bütün alanlarına —hiç değilse genel çizgileriyle— uygulanıyordu.
Hegel basit bir biçimde bir yana konulmakla kalınmadı: tersine, onun yukarıda açıklanan devrimci yönünden, diyalektik yöntemden yola çıkıldı. Ama bu yöntem, hegelci biçimiyle yararlanılamaz durumdaydı. Hegel’de diyalektik, kendi kendine geliÅŸen Fikirdir. Mutlak Fikir, yalnızca bütün sonsuzluk boyunca —-bilinmez bir yerde— var olmakla kalmaz, ama aynı zamanda varolan bütün dünyanın yaÅŸayan gerçek ruhudur. Mutlak Fikir, Mantık’ta uzun uzun iÅŸlenen ve hepsi de kendi içinde bulunan bütün hazırlayıcı evrelerden geçerek yeniden kendi kendine dönmek üzere geliÅŸir. Sonra, doÄŸaya dönüşerek “yabancılaşır”, orada kendi kendinin bilincinde olmaksızın, doÄŸal zorunluluk kılığına bürünmüş olarak yeni bir geliÅŸmeden daha geçer, ve ensonu insanda kendi kendinin bilincine geri döner; bu kendi kendinin bilinci de kendi sırasında, mutlak Fikir, Hegel felsefesinde tamamıyla kendi kendine dönünceye kadar, tarih içinde, iÅŸlenip arınır. Hegel’de, doÄŸada ve tarihte kendini gösteren diyalektik geliÅŸme, yani zikzak halindeki bütün hareketler ve bütün ani geri çekilmeler boyunca kendini ortaya çıkaran aÅŸağıdan yukarıya doÄŸru ilerlemenin nedensel zincirleniÅŸi, demek ki, Fikrin, bütün sonsuzluk boyunca nerede olduÄŸu bilinmeyen, ama herhalde, düşünen her insanın beyninden bağımsız olarak süregiden özerk hareketinin kopyasıdır [Abklatsch] ancak. İşte çıkarılıp atılması sözkonusu olan bu ideolojik ters-yüz olma durumuydu. Biz yeniden beynimizin fikirlerini, onları mutlak Fikrin ÅŸu ya da bu derecede yansıları [Abbilder] olarak, gerçek nesneler sayacağımız yerde, onları materyalist açıdan nesnelerin yansıları olarak kavradık. Bundan ötürü, diyalektik, dış dünya için olduÄŸu kadar insan düşüncesi için de hareketin genel yasalarının —temelde özdeÅŸ olan ama ifadede birbirinden ayrılan, insan beyni onları bilinçli olarak uygulayabildiÄŸi halde, doÄŸada ve ÅŸimdiye dek büyük bölümüyle insan tarihinde de bu yasaların yalnız bilinçsiz olarak, görünüşte sonsuz bir dizi raslantılar içinde dış zorunluluk biçiminde kendilerine yol açmaları anlamında birbirinden ayrılan iki yasalar dizisinin— bilimine indirgeniyordu. Ama bu yoldan Fikrin kendisinin diyalektiÄŸi, gerçek dünyanın diyalektik hareketinin yalnızca basit bir bilinçli yansısı haline geldi ve böylelikle Hegel’in diyalektiÄŸi başı yukarıda olmak üzere doÄŸrultuldu, ya da daha doÄŸru bir deyiÅŸle, başının üzerinde dururken yeniden ayakları üzerine kondu. Ve yıllardan beri bizim en iyi çalışma aracımız ve en etkili silahımız olan bu materyalist diyalektik, ne dikkate deÄŸer bir ÅŸeydir ki, yalnızca bizim tarafımızdan deÄŸil, ayrıca bizden bağımsız, hatta Hegel’den bile bağımsız olarak Joseph Dietzgen [16*] adlı bir Alman işçisi tarafından yeniden bulundu.
Ama böylelikle, Hegel felsefesinin devrimci yanı alınmış ve aynı zamanda da, Hegel’de, felsefesinin tutarlı uygulamasını önlemiÅŸ olan idealist ÅŸatafatından bu felsefe arındırılmıştır. Dünyanın bir tamamlanmış ÅŸeyler karmaÅŸası olarak deÄŸil de, görünüşte durulmuÅŸ ÅŸeylerin, tıpkı beynimizdeki zihinsel yansıları olan kavramlar gibi, kesintisiz bir oluÅŸ ve yokoluÅŸ deÄŸiÅŸmesinden geçtikleri, son olarak bütün görünüşteki raslantılara ve geçici geriye dönüşlere karşın, ilerleyici bir geliÅŸmenin eninde sonunda belirmeye baÅŸladığı bir süreçler karmaÅŸası olarak dikkate alınması gerektiÄŸi düşüncesi, — bu büyük temel düşünce, özellikle Hegel’den beri günlük bilince öyle derinlemesine iÅŸlemiÅŸtir ki, bu genel biçimiyle artık hemen hemen hiçbir itirazla karşılaÅŸmaz. Ama onu sözde kabul etmekle, onu pratikte, ayrıntılı olarak, araÅŸtırmaya tutulan her alanda uygulamak ayrı ayrı ÅŸeylerdir. Oysa araÅŸtırmada hiç ÅŸaÅŸmadan daima bu görüş açısından yola çıkılırsa, artık bir daha kesin çözümler ve sonsuz gerçekler istemekten kesin olarak vazgeçilir, her zaman edinilen her bilginin zorunlu olarak sınırlı olma niteliÄŸinin ve bu bilginin, içinde, kazanılmış olduÄŸu koÅŸullara bağımlılığının bilincinde olunur; hâlâ geçerli olan eski metafiziÄŸin, doÄŸru ve yanlış, iyi ve kötü, özdeÅŸ ve deÄŸiÅŸik, zorunlu ve olumsal gibi giderilemez karşıtlıklarının zorunlu etkisinden de kaçınılabilir artık; bilinir ki bu karşıtlıkların ancak göreli bir deÄŸerleri vardır, ÅŸimdi doÄŸru olarak tanınan ÅŸeyin gizli bir yanlış yanı da vardır ve bu, daha sonra ortaya çıkacaktır, tıpkı ÅŸimdilik yanlış tanınanın da doÄŸru bir yanı olduÄŸu ve bu doÄŸru yanı yüzünden daha önce doÄŸru sayılır olduÄŸu gibi; ve gene bilinir ki, zorunlu olduÄŸu ileri sürülen ÅŸey, salt raslantılardan meydana gelmiÅŸtir ve sözde raslantı, zorunluluÄŸun altında gizlendiÄŸi biçimdir ve bu böyle sürer gider.
Hegel’in “metafizik” yöntem dediÄŸi, verilmiÅŸ ve deÄŸiÅŸmez nesneler olarak düşünülen ve ÅŸeylerin incelenmesiyle uÄŸraÅŸmayı yeÄŸleyen ve kalıntıları hâlâ zihinlere musallat olan eski araÅŸtırma ve düşünme yönteminin doÄŸruluÄŸu, zamanında, tarihsel olarak ortaya çıkmıştı. Süreçleri incelemeden önce, ÅŸeyleri incelemek gerekiyordu. Bir ÅŸeyde meydana gelen deÄŸiÅŸiklikleri gözlemlemeden önce, ÅŸu ya da bu ÅŸeyin ne olduÄŸunu bilmek gerekiyordu. Ve bu, doÄŸa bilimlerinde böyle oldu. Åžeyleri kesin biçimleriyle meydana gelmiÅŸ ÅŸeyler olarak ele alan eski metafizik, ölü ve canlı ÅŸeyleri kesin biçimleriyle meydana gelmiÅŸ olarak inceleyen bir doÄŸabiliminin ürünü idi. Ama bu inceleme tarzı, kesin bir ilerlemenin, yani bizzat doÄŸanın baÄŸrında bu ÅŸeylerde meydana gelen deÄŸiÅŸmelerin sistemli bir biçimde incelenmesine geçiÅŸin olanakları yaratılıncaya kadar geliÅŸtiÄŸi zaman, iÅŸte o anda, felsefe alanında da eski metafiziÄŸin ölüm çanları çalmaya baÅŸladı. Ve gerçekten, geçen yüzyılın sonuna dek, doÄŸabilim, her ÅŸeyden çok olguları toplayan bir bilim, bir tamamlanmış ÅŸeyler bilimi olmasına karşın, yüzyılımızda, temel olarak bir bölümleme (sınıflama) bilimi, bir süreçler bilimi, bu ÅŸeylerin kökeni ve geliÅŸmesinin bilimi ve bu doÄŸal süreçleri bir büyük bütün halinde birbirine baÄŸlayan baÄŸlantının bilimidir. Bitkisel ve hayvansal organizmalardaki olayları inceleyen fizyoloji, her organizmanın embriyondan, olgunluÄŸa kadar geliÅŸmesini inceleyen embriyoloji, yeryüzü yüzeyinin aÅŸama aÅŸama oluÅŸmasını inceleyen jeoloji, hep yüzyılımızın çocuklarıdırlar.
Ama doÄŸal süreçlerin ardarda zincirleniÅŸine deÄŸgin bilgimizi dev adımlarla ileri götürmüş olan, özellikle üç büyük buluÅŸtur: birincisi, her bitkisel ve hayvansal organizmanın, kendisinden baÅŸlayarak, çoÄŸalma ve farklılaÅŸma yoluyla geliÅŸtikleri birim olarak hücrenin bulunuÅŸu; dolayısıyla, yalnızca bütün üst organizmaların geliÅŸmesi ve büyümesinin tek bir tümel yasaya göre meydana geldiÄŸi tanınmakla kalınmadı, ama hücrenin dönüşme yeteneÄŸinin, organizmaların da hangi yolla türlerini deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸratabildiklerini ve dolayısıyla bireysel olmaktan öte bir geliÅŸmeyi tanıyabildiklerini gösterdiÄŸi de kabul edildi. — İkincisi, enerjinin dönüşümünün bulunuÅŸu: bu buluÅŸ, en baÅŸta inorganik doÄŸada etkin olan bütün sözde güçlerin, mekanik kuvvetin, ve tamamlayıcısı potansiyel denilen enerjinin, ısının, ışınımın (ışıyan ışık ya da ısının), elektriÄŸin, manyetizmin, kimyasal enerjinin hepsinin birtakım belli nicel oranlara göre birinden ötekine geçen evrensel bir hareketin deÄŸiÅŸik gösterileri olduklarını göstermiÅŸtir, öyle ki, bu enerjilerden, ortadan kalkan birinin belli bir miktarı karşılığında ötekinde belli bir miktar yeniden ortaya çıkar ve doÄŸanın bütün hareketi, böylece, bu, kesintisiz olarak bir biçimden bir baÅŸka biçime dönüşme sürecine indirgenir. — Ensonu, ilk kez Darwin’in yaptığı tümü kapsayan tanıtlama, ki buna göre, halen çevremizi kuÅŸatan bütün doÄŸa ürünleri, insanlar da içinde olmak üzere, hepsi baÅŸ1angıçta az sayıda tekhücreli tohum özünden baÅŸlayan uzun bir geliÅŸme sürecinin ürünüdürler, ve bu tekhücrelilerin kendileri ise kimyasal yolla oluÅŸmuÅŸ bir protoplazmadan ya da albüminimsi bir cisimden oluÅŸmuÅŸtur.
Bu üç büyük buluÅŸun ve doÄŸa bilimlerindeki çok büyük ilerlemelerin sayesinde, bugün, yalnızca ayrı ayrı ele alınan deÄŸiÅŸik alanlardaki doÄŸa görüngüleri arasındaki ardarda zincirleme sıralanışı deÄŸil, ama baÅŸka baÅŸka alanlar arasındaki baÄŸlantıyı da gösterebilecek ve böylece, ampirik doÄŸa biliminin bize saÄŸladığı olgular yardımıyla, doÄŸanın zincirleniÅŸinin bir bütün halinde tablosunu hemen hemen sistematik bir biçimde sunabilecek durumdayız. Eskiden bu bütün halinde tabloyu bize vermek, doÄŸa felsefesi denilen ÅŸeyin iÅŸiydi. DoÄŸa felsefesi, bu iÅŸi, ancak, henüz bilinmeyen gerçek baÄŸlantıların yerine imgesel, düşsel baÄŸlantılar koyarak, eksik olan olguları düşüncelerle tamamlayarak ve gerçekte var olan boÅŸlukları ancak imgelemde doldurarak yapabiliyordu. Böyle davranırken, bu felsefe binlerce dahiyane fikirler yarattı, daha sonraki çok sayıda buluÅŸun önsezilerini getirdi, ama bu arada, bir hayli ahmakça sözler de ortaya koydu, baÅŸka türlü de yapamazdı. Çağımız için doyurucu bir “doÄŸa sistemi”ne varmak için, doÄŸanın diyalektik olarak, yani kendine özgü zincirleniÅŸi doÄŸrultusunda incelenmesinin sonuçlarını yorumlamanın yeterli olduÄŸu bugün ve bu zincirleme gidiÅŸin diyalektik niteliÄŸinin kendileri isteseler de, istemeseler de, metafizik okulda yetiÅŸmiÅŸ bilginlerin beyinlerine bile kendini kabul ettirdiÄŸi bugün, doÄŸa felsefesi, kesin olarak bir yana bırakılmıştır. Bu felsefeyi yeniden diriltmek yolunda her türlü giriÅŸim yalnız gereksiz olmakla kalmaz, geriye bir gidiÅŸ olur.
Ama doÄŸa için doÄŸru olan, bu yüzden de tarihsel bir geliÅŸme süreci olarak kabul edilen ÅŸey, bütün dalları içinde toplum tarihi ve insansal (ve tanrısal) ÅŸeyleri iÅŸleyen bilimlerin tümü için de doÄŸrudur. Burada da gene, tarih, hukuk, din vb. felsefesi, olaylar arasındaki tanıtlanması gereken gerçek baÄŸlantının yerine, filozofun beyninin türettiÄŸi baÄŸlantıyı koymaya, tarihi, bütünü içinde olduÄŸu gibi deÄŸiÅŸik bölümlerinde de, fikirlerin, elbette ki yalnız filozofun kendisinin gözde tuttuÄŸu fikirlerin gitgide geliÅŸen gerçekleÅŸmesi olarak kavramaya dayanıyordu. Böylece, tarih, bilinçsiz, ama zorunlu olarak, önsel olarak saptanmış belli bir ülküsel erek doÄŸrultusunda iÅŸliyordu, bu erek, örneÄŸin Hegel’de, kendi mutlak Fikrinin gerçekleÅŸmesi idi, ve bu mutlak Fikre doÄŸru geri dönüşü olmayan gidiÅŸ tarihsel olayların iç zincirleniÅŸini oluÅŸturuyordu. Henüz bilinmeyen gerçek zincirleniÅŸin yerine böylece yeni bir —bilinçsiz ya da yavaÅŸ yavaÅŸ kendi kendinin bilincine varan— gizemli bir Tanrı konuyordu. Öyleyse, burada da, tıpkı doÄŸa alanında olduÄŸu gibi, gerçek zincirleniÅŸleri açığa çıkararak, yüzeysel, yapma zincirleniÅŸleri dıştalamak sözkonusuydu; bu iç de, sonu sonuna, insan toplumunun tarihinde egemen yasalar olarak kendilerini kabul ettiren genel hareket yasalarını bulmaya dayanıyordu.
Devamı>>
Dipnotlar
[15*] Burada kiÅŸisel bir açıklama yapmama izin verilsin. Son zamanlarda birkaç kez bu teorinin hazırlanışındaki payım ima edildi, onun için bu noktayı aydınlatacak birçkaç söz söylemekten kendimi alakoyamam. Marks ile kırk yıllık ortak çalışmam sırasında ve ondan önce teorinin hazırlanışında olduÄŸu keder özellikle geliÅŸtirilmesinde de benim belli bir kiÅŸisel payım olduÄŸunu yadsıyamam. Ama, özellikle iktisat ve tarih alanında yön verici temel fikirlerin büyük çoÄŸunluÄŸu ve özellikle de bu fikirlerin kesin ifadelendiriliÅŸleri, Marks’ın iÅŸidir. Benim teoriye katkımı, olsa olsa birkaç özel bilgi dalı dışında, Marks, bensiz de gerçekleÅŸtirebilirdi. Ama Marks’ın yaptığını ben yapamazdım. Marks, bizim hepimizi aşıyordu; Marks, hepimizden daha uzağı, daha geniÅŸ ve daha çabuk görüyordu. Marks, bir deha idi; biz ötekiler ise, olsa olsa yetenekli kiÅŸiler. O olmasaydı, teori bugün bulunduÄŸu yerden çok gerilerde olurdu. Dolayısıyla teori haklı olarak onun adını taşıyor.
Ludwing Feuerbach Klasik Alman Felsefesinin Sonu (4)
[Engels'in notu]
[16*] Bkz. Bir Kol İşçisi Tarafından Anlatılan İnsanın Kafa Çalışmasının Özü, Saf ve Pratik Aklın Eleştirisi, Hambourf, Meissner, 1869
Toplam okunma (7) Bugün(7) Son okunma tarihi (31 May 2009)
Source:
cafran kültür sanat ve hayat